Dolar ve Euro'daki inanılmaz fırlamayı bir türlü durduramıyoruz malum. Ülkemizin siyasi açıdan düştüğü karmaşık durum, Merkez Bankasının harekete geçmemesi ve beklentinin üzerinde gerçekleşen enflasyon nedeniyle de işler sarpa sarmaya devam ediyor. Türk lirası 2017'nin şu ana kadar en kötü performans gösteren para birimi oldu.

Niye böyle, ne yapmamız lazım? Genel kanı, kurdaki artışın sonlanması için Merkez Bankasının sert ve etkili bir adım atması gerektiği yönünde. Bu kanıyı destekleyenlerden biri de Sabancı Üniversitesi Finans Kürsü Başkanı Prof. Dr. Özgür Demirtaş. Demirtaş'ın Twitter hesabında konuyu gerçekten de tane tane açıkladığı flood'ını sizler için düzenledik. 

Türk lirası yılbaşından bu yana dolar karşısında yüzde 7 eridi. Paramızın euro karşısındaki değer kaybı ise yüzde 8'e yaklaştı.

Öncelikle durum tespiti yapmak gerek. Çünkü aslında bütün sorunumuz durumun yanlış tespitiyle başlıyor.

Problemin ne olduğunu objektif biçimde değerlendirmemiz gerekiyor.

Türkiye'de finans dışı şirketlerin 210 Milyar dolar açığı var.

Ek olarak, bankalarımız verdikleri kredileri Dolar ve Euro ile dışarıdan alıyor.

Yine ek olarak, bizim Türk Malı dediğimiz ürünleri bile üretirken ham maddeyi dışarıdan alıyoruz.

Yani ihraç ederken bile ithal etmek zorundayız.

Yani ihraç ederken bile ithal etmek zorundayız.

O yüzden net ve açık şekilde (ve maalesef) ülkemizin dolara ihtiyacı var.

Dolar bizi ilgilendirmez demek tam anlamı ile hayalperestlik. Türkiye'nin, cari açık veren daha birçok başka ülke gibi, dolara ihtiyacı var. Buna ters cümle söyleyen ekonomi bilimini bilmiyordur.

Bir başka konu, faiz.

Bir ülkenin yüzde kaç faizden borç bulabildiği ile, bir kişi veya şirketin yüzde kaç faizden borç bulabildiği, aynı şeye bağlıdır. O kişi veya o şirketin RİSKİNE. 

Yani faizi indirmenin yegane yolu, ülke riskini indirmektir.


(Ülke riskini indirmek demişken biz araya girelim):

(Ülke riskini indirmek demişken biz araya girelim):

(Hatırlarsanız uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Moody's, geçen eylül ayında Türkiye’nin kredi görünümünü ‘durağan’ olarak belirlerken notunu ‘Baa3’ten ‘Ba1’e düşürmüştü. Bu da Türkiye’nin Moody’s tarafından yatırım yapılabilir durumda görülmediği anlamına geliyordu.

2016 yılının sonunda açıklanan Moody’s raporunda, Türkiye, Ortadoğu ve Güney Afrika şirketlerinin 2017 yılı için görünümün ‘negatif’ olduğu açıklanmıştı.

2 gün önce ise Moody’s, Türkiye bankacılık sektörüne yönelik yeni raporunda, ‘yüksek enflasyon, liradaki değer kaybı’ nedeniyle bankaların varlık kalitesine ilişkin gelişmelerde de kötüleşme beklendiğinin altını çizmişti.

Yani riski pek düşürebiliyoruz gibi gözükmüyor açıkçası...)

Faizden devam ediyoruz: Her şeyden önce faiz "neden" değil "sonuçtur" ve elbette, emirle inmez. Tam aksine fırlar.

Daha basit düşünelim: 

Eğer faiz emirle inseydi, tüm şirketler ve ülkeler kendilerine borç verenlere bir emir verirlerdi ve olay çözülürdü. Yoksa 'Brezilya, Yunanistan naif mi de emir vermiyor' gibi basit bir soru bile, "faiz nedendir" argümanını yerle bir eder.

Bir başka konu enflasyon. Türkiye'nin en büyük problemi katılaşmış ve inmeyen enflasyondur.


Artan dolar tabii ki enflasyonu zıplatır. Bu konulara 'Bir bakalım sonra düşünürüz'

demek, çıkan yangın kendi kendine söner diye beklemek gibi bir şey.

Faizin niçin 'neden' değil de 'sonuç' olduğunu anlayalım: Örneğin kimse hasta olmayı istemez. Ama yanlış beslenirseniz hasta olursunuz.

Yanlış besin 'neden', hasta olmak 'sonuç'tur. Hasta olduğunuz için yanlış beslenmezsiniz; yanlış beslendiğiniz için hasta olursunuz.

Yanlış besin 'neden', hasta olmak 'sonuç'tur. Hasta olduğunuz için yanlış beslenmezsiniz; yanlış beslendiğiniz için hasta olursunuz.

Yine örneğin: Tembel öğrenci olduğunuz için düşük not alırsınız. Düşük not aldığınız için tembel değilsinizdir. Yüksek faiz de not gibidir. Tüm bu olup bitenlerin sonucudur; nedeni değildir.

Yüksek faiz kuşkusuz reel sektör için kötüdür, bir yüktür, aynı şekilde dolardaki durum da bir yüktür. Ama işte bunları düşürmenin yolu, az evvel de dediğimiz gibi, Türkiye'nin riskini indirmek.

Dolar değerleniyorsa Türkiye'deki miktarı az demektir. Bunu çoğaltmak için ülkeye dolar çekmek gerekir. Dolar ise kara kaşa kara göze gelmez.

Diyelim ki siz bir Tayvanlı yatırımcısınız. Elinizde dolar var. Sıfıra yakın reel faiz veren Türkiye'ye neden giresiniz? Maalesef girmezsiniz.

Peki ne yapmak gerekiyor? Uzun ve kısa vadeli olarak ikiye ayrılabilir çözüm.

Uzun vadeli çözüm önerileri genellikle kızgınlıkla karşılanır. Bu, tipik bir Türk halkı sabırsızlığı. Bir günde başarılı, bir günde zengin, bir günde güçlü olmak istiyoruz. Söyleyelim, yok öyle bir şey.

Her şeyden önce Türkiye acilen eğitim reformuna girişmeli (çok geç kalıyoruz).

Kurumların bağımsızlığı olmazsa olmaz. Yoksa elektrikleri kapatıp çıkın! 

Bunların asıl sonuçları uzun vadede gelse bile, kısa vadede bunlara girişmeniz bile, bize döviz getirenlere güven olacaktır.

Dövizdeki feci fırlamanın kısa vadede durdurulmasının yolu ise, Merkez Bankasının TAM (mış gibi değil, TAM) bağımsız olmasıdır.

Merkez Bankası piyasa oyuncularını 'faiz artırabilirim hem de istediğim kadar' diye tehdit edemediği sürece, hiçbir etkisi olmayacaktır. 

Eğer Merkez Bankası tam bağımsız hareket edip kredibilitesini sağlarsa, o zaman faiz artışı ile dolar/TL'nin göçebileceğini gören yatırımcı dolara elini süremeyecektir. 

Tek çare piyasaya faizi sert arttırabilirim tehdidi yapmak ve bunda inandırıcı olmak. Gerekiyorsa da yapmak.

Ama konuya komplo teorileri ile yaklaşıldığı sürece, 'faiz nedendir' denip suni olarak düşük tutulduğu, yani piyasaya 'Merkez Bankası faiz arttıramaz' mesajı verildiği sürece, TL çok zor durumda kalacaktır.

Yani kısa vadede Merkez Bankasından gelecek sert, ani ve beklenti üstü bir faiz kararı doları durdurur. "Ama o zaman da büyümemiz durur" diyenler;

Yani kısa vadede Merkez Bankasından gelecek sert, ani ve beklenti üstü bir faiz kararı doları durdurur. "Ama o zaman da büyümemiz durur" diyenler;

Unutmayın faiz sonuçtur. Öğrencinin morali bozulmasın diye düşük not almamış gibi yapmak, sınavın kazanılmadığı gerçeğini değiştirmeyecektir. 

Evet faiz artacaktır ama sonra devreye girecek REFORM hareketi ile, Türkiye faizleri tekrar (bu sefer daha kalıcı) bir şekilde indirebilir.

Toparlayacak olursak,

Toparlayacak olursak,

Kısa vadede:

- Merkez Bankası bağımsızlığı, sert ve beklenti üstü faiz kararı, 

- Azalan toplumsal kutuplaşma, artan kucaklaşma,

.

Uzun vadede:

- Eğitim Reformları (en radikalinden) 

- Kurumlarımızın bağımsızlaşması, 

- Artan Arge bütçeleri, 

- Özgürleşen bireyler...

Türkiye'yi ve içinde yaşayan bizleri rahat ettirecektir.

Onedio

(Sıradaki Haber) Türk Askerlerinin Suriyeli Çocuğa Çikolata İkramı

(Sıradaki Haber) Türk Askerlerinin Suriyeli Çocuğa Çikolata İkramı

VİDEOYU İZLEMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Bu İçeriğe Tepki Ver (en fazla 3 tepki)